” Son bakışımdı. O son öyle bakışımdı her yazdığına. Seni son sevişimdi o gece. Ellerini son isteyişimdi. Son mesaj atışımdı geçenlerde. Sondun artık, sondun asla başlamayacak bir şekilde.
O fotoğrafına son bakışımdı işte, o son ağlayışımdı saatlerce. O arkadaşımla son dertleşişimdi. Yemin olsun, sondu, bu sefer, sondu.
Sen benimle değerliydin, benim sevgimle sendin, benim sevgimle adamdın. Yemin olsun ki o son mesaj attığım gün sondu.
Adın kaldı, and olsun ki, aşk da, masal da, her şey, bu sefer sondu.
“Şuraya imzanızı alıyım” dedim, imzanı öyle güzel attın ki susarak ve çevirdim ben o sayfayı…
Bu beni, son kaybedişin oldu.. “
Eskiden durmadan yazı yazmak isterdim. Aramız iyiyse onu ne kadar çok sevdiğimden, tartışmışsak haklı olsam dahi af dileyişimden, eğer bana kırgınsa yalvarışlarımdan bahsederdim.
Farkettim ki hayat çok kısa. Farkettim ki birini gerçekten seviyorsak, onu üzmeye kıyamayız. Bana kıyıyorsa, suratıma “senden nefret ediyorum” hadi olmadı en basitinden “Seni sevmiyorum” demiş gibi sayarım. Bugün bu kararı verdim.
Sonra gittim ve kendi kendime yetebilmek için kocaman bir defter aldım. Ağzıma ne geliyorsa orada yazacağım.
“Ona sôylemek istediklerim ne olacak?” diye düşünüyorsunuz değil mi?
Benim söylemek istedigim dünyalarca şeyi Cem Adrian tek bir cümlede anlatmış.
“Beklemek, şimdi hiç duymayan birine
Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.”
Sonra diyorsun ki kendi kendine; ben bunca sene neyin savaşını verdim? Bırak artık.
“Daha nasıl başlayacağımı bile bilemiyorum bu yazdıklarıma. Sadece sana içimi dökmek için. Her ne kadar sen bu satırlardan asla haberdar olmayacak olsan da ben rahatlarım. Belki de kalbimin camları açılır, içerdekiler nefessiz kalıp ölmesinler diye. Çünkü bazı odalar o kadar karanlık ki ışığı açmaya korkuyorum. Ama karanlıktan korkmanı istemiyorum. Her ne kadar seni orada saklasam da varlığının unutulması acı olurdu. Çünkü benim için bu kadar değerli olan birinin unutulmasına izin veremem. Kaybolamazsın sen. Gidemezsin. Her zaman kalbimde kalmalısın. Buna zorunlu değilsin ama ben kalbimde olmana mecburum.
Sen sormadan söyleyeyim, çok yalnız kaldım onun kalbinde. Herkesle beraberken beni niye bu karanlık köşede bıraktı? Unuttu mu karanlıktan korktuğumu?
Ve yalnızlık… Bu kadar yalnız olmak acıtıyor. Neden yanımda olmadığını merak ediyorum. Neden her gün soluyorum, sesim de çıkmıyor artık. Yoksa unuttun mu sesimi? Halbuki telefonda konuştuğumuzda gözyaşlarına boğulduğumuz gün daha dün gibi aklımda benim. Seni çok özleyişim aklımda. Ama daha fazla. Zaman özlemi azaltmıyor ki. Artırıyor. Göründüğünden daha fazla artırıyor. Öyle ki ne zaman “en iyisi” diyebileceğim biri çıksa karşıma, ne zaman elime bir şans geçse seni onunla kıyaslıyorum. Senin gibi sevip sevemeyeceğimi düşünüyorum onu. Bir gün yine gitmek zorunda kalırsa eğer senin kadar özleyip özlemeyeceğimi merak ediyorum. Aramızın açılmasından korkuyorum. Aynı acıları çekmekten korkuyorum.
Salakça değil mi hala seni özlüyor olmam? Ama elimde değil. Asla elimde değildi. Elimde olmayacak. Duman - Ah dinlerken bunları yazmak iğrenç ötesi ama rahatlatıyor. Hayır, bu sefer ağlamıyorum. Ağlamak istemediğimden değil, birinin görüp de gözyaşlarımı engellemesinden korktuğum için ağlamıyorum. Eğer senin için ağlayacaksam uzun uzun ağlamak isterim. Senin duyman için ağlarmışçasına hıçkıra hıçkıra ağlamak isterim. Gözyaşlarım durmasın isterim. İç çekişlerim senin içini yaksın isterim. İsteyince olmuyor tabi, ne zaman ağlasam senin haberin bile olmuyor.
Acaba diyorum, gerçekten özledin mi beni? Elimde değil, anla beni. Çok garip bir duygu şu özlem. Karşındaki belki değişmiştir korkusu olmasına rağmen içinde, bu duygu asla geçmiyor. Her geçen gün büyüyor, her zaman derinleşiyor. Belki hayatıma senden sonra giren herkes teker teker çıktığı için böyle bir insan olmuşumdur. En fazla o var, o da bıktı vazgeçti benden.
Nasıl olmuş ta bir yılda o kadar işlemişsin içime? Ya sen çok yeteneklisin bu konuda ya da ben çok zayıfım. Sen seçiver birini, yorma beni. Çekip gider miydin sen de kendi rızanla? Gitmiş olabilirsin ama unutamıyorum ya. Merak ediyorum. Özlüyorum. Gerçekten özlüyorum. Kalbim ağrıyor. Gözlerim doluyor. Ve her andığımda gülümsemeni, bir daha canlı göremeyeceğimden ağlıyorum. Çünkü gördüğüm en tanıdık gülümseme senindi. Unutamam ki gülümsemeni. Seni unutamam ki. O kısacık zamanı yüzlerce kez tekrar yaşayabilirim, sırf aynı duyguları tekrar hissedebilmek için katlanabilirim buna. Çünkü senin fotoğraflarını gördüğümde ve hiçbirinde yanında olamadığımın farkına vardığımda gülümsemek istemiyorum. Sadece yanında olmak istiyorum. Sana sarılıp en sevdiğim arkadaşımın, benden tek kaçmayanın sen olduğunu söylemek istiyorum. Çok resmim olsun istiyorum seninle.
Daha çok gezelim, yürümekten ayaklarımı hissetmeyeyim istiyorum. Ne olursa olsun yanımda sen ol istiyorum. Ne istesem de olmuyor. Sen yoksun işte. Ben de yokum. Yok edildim. O merdivenlerde başkaları oturuyor artık. Biz dökmüyoruz pilavın üstüne kırmızı biberi. Cuma günü servisten sonra sarılabilmek için koşturmayacağız bir daha. Ama keşke olsa. Her şeyimi bırakabilirdim belki de olması için. Bilmiyorum.
Şimdi bu satırları okumanı ve aynı şeyleri hissetmeni isterdim. Çok takılıyorum ben şu küçük ayrıntılara. Elimde değil işte. Anla.
Beni affedebilirsin. Çünkü ben de alıştım affetmeye, biliyorum. En az senin kadar alıştım. Sen hep beni affet korktuğum için. Umarım cesaret bulup da sana gerçekten ne kadar yalnız olduğumu yazabilirim. Umarım gerçekten hissettiklerimi yazabilmişimdir buraya.
Kısaca seni özledim.
Senin beni sevişini özledim.
Yılmadan sevişini.
Her zaman arkadaşım olduğunu, yanımda olduğunu hatırlamak istiyorum. Buna çok ihtiyacım var.
Seni çok seviyorum.
Cennetin en güzel köşesi senin olsun.”
Biliyorum. Bazen seninleyken bile böyle düşünürdüm, anlamadığımı düşünürdüm, kendi elimle seni kaybettiğimi. O zaman ölmek gelmişti içimden, geberip gitmek! Bu aralar yine oluyor ama… kimse yok ki artık. Kimi kaybediyorum! Niye yine böyleyim, bilmiyorum…
Seni diyemiyorsun değil mi. Seni özledim demiyorsun. Her zaman krallık peşindesin, hep ulaşılmazsın. Halbuki ben o kadar çok şeyi özledim ki. Unutuyorum bazen. Artık farketmez diyorum. Dünya artık böyle benim için. Sen yoksun. Yoktun zaten! Bunu niçin yapıyorsun! Aklımı karıştırıyorsun! Bu hiç bitmedi mi ha! Yıllarımı senin için harcamadım mı. Ben yapamam. Hem seninle hem sensiz olamam.
N’apalım. Ben böyleyim.
Ben gidiyorum…
Bir gün beni soracaklar sana. Belki bir sohbet arasında isim benzerliginden, belki yalnız bir rakı masasında yudumladığın mezeden. Aklına gelen olacağım.
Gülümseyeceksin.
O gülümseyişin ağlamamak için kendini sıktığında oluşan gülümseme olduğunu benden başka bilen olmadığı için şükredeceksin. Derin bir nefes alacaksın belki yıllar sonra kokusu da gelir burnuma umuduyla. Merak etme, gelipte seni ağlatmayacağım. Anımsadığınla kalacaksın.
“Küçüktüm” diyeceksin. Arkasına sığınacak haklı başka bahanen olmayacak çünkü. Yediremeyeceksin kendine. “Nasıl yaptım? Nasıl kaybettim?” diyecek durmadan için. Bastıracaksın. Bizden başka kimse nedensiz çekip gidişlerini bilmeyecek. Bizim dillere destan masalımız, başkalarının aklında sıradan bir hikayeymiş gibi dönecek.
“Benim için her şeyi yapmıştı abi. Çok sevdi beni. Amerika’ya gittim arkamdan geldi. Kolunda benim lakabımın dövmesi vardı. Çok aşıktı. Daha lisedeyken bile benimle evlenmeyi hayal ederdi. Çok değişik bir kızdı, bana durmadan yazılar yazardı. Hem her an da yanımdaydı. Konu çocuk oldu mu Güneş derdi, kızımız olursa Masal. Bizim masalımız. Bi de kitap yazmıştı. Çok ağlardı benim için ama ne desem de hemen yapardı.”
O zamana kadar hatırlamadığın binlerce anı hücum edecek beynine. Dokunuşum, gülüşüm, merhametim, huylarım, kokum. Ama en çok da öpüşüm. Ha bir de başkasında bulamadığın o sevgi dolu bakışlarım.
Belki arkadaşların bardağını tokuşturmak için havaya kaldıracak, belki karın rakına bir kaç buz daha koyacak bu sırada.
Bense sabaha karşı evimin balkonunda sigaramdan bir nefes daha çekerken diğer elimi alnıma dayayıp o soruyu sormaya devam edeceğim.
“Hani her şey çok güzel olacaktı?”

Bazen insan dusunuyor da akli yine de almiyor.
Nasil biter, nasil ozlemez ki? Hic mi aramaz? O lanet kokum hic mi burnuna gelmez? Anlamiyorum.
Hayir biri bana anlatsin, ben, gercekten anlayamiyorum. Nasil koyuyorsun “her seyim” dedigin insanin yerine yenisini? Nasil ozlemiyorsun? Bana anlatsana Allah askina. Sen nasil boyle kahretmeden nefes alabiliyorsun?
Benim her anim kufur gibiyken, sen nasil oluyor da ardina bile bakmiyorsun?
Hic mi demiyorsun “O olsaydi sevgisiyle her seyi daha kolay hale getirirdi” diye. Hic mi demiyorsun ulan? Hic mi ozlemiyorsun?
Etim kemigim yaniyor benim. Gozlerim kizariyor da, yastiklara kapatiyorum yuzumu. Yorganlari disliyorum da gikimi bile cikartmiyorum sana.
Senin icin vazgecmek kolay, beni ozleyecegin gune kadar anlamayacaksin gecen zamani belki de, ama ozleyeceksin. Sen de derdin ya “bir annem bir sen cekersin su hayatta nazimi diye” iste oyle. Unutamazsin.
Cunku yasananlar, kolay degil. Cunku yasananlar, unutulur gibi degil.
Cunku her ne olursa olsun, yanindaki bir ben degil.
Eksikliğini doldurmak için türlü türlü yollara başvurmaktan gına gelmiş olabilir ama pes ettiğimi sanma. Sesini duymak eksikliğin için iyi bir strateji olabilir. Sesini duymak için aramam yeter mesela. İşte o ‘arama’yı yapmak için söyleyecek bir şeylerin olması gerekir. Oysa susmaktan başka…
Aşk acısı çekmekle suçluyorlar beni, Oysa acıyı aynada görmeyi göze aldım ben seni severken zaten. O hüznü büyütemeyenin ne işi var ki aşk’la Benim derdim başka. Sen neşemi aldın giderken Kahkaha ne demekse Yükleyince adının anlamına, Yaz olunca güneş Sonbahar olunca yağmur Şimdi gidiyor ağrıma. ‘Sen bensin demeseydim sana’ mesela diyorum! Şimdi ne zaman görsem Onu da sevmiyorum Öksüzlügüme tokat çırpıyor. Sana nasil düşmanım bir bilsen! Sevgiye aşk’a hürmet etmedin Ben sevgimi saklarken Sen üşüme diye! Başka’ların hikayesini serdin üzerime Seni üzüp ağlatanda kaldın da, Yarım mevsim durmadın yanımda! İnandığım herşeye sarılıyorum Senden daha kötü biri olmamak için Nasıl nefret ediyorum ellerinden Yüzünden, hüznünden, Aynalardan utandırdın “Ben” diye anlattığımı çırılçıplak kalabalıklarda biraktın Sen ki bu kadar yemini bana yediren. Bana da yazıklar olsun O kadar iyi biliyorum ki Şimdi çağırsan, Yine geleceğim..